Ateş ve ateşli hastalıklar

 

Ateş ve ateşli hastalıklar

Gün içinde değişiklikler gösteren vücut ısımız sabahın erken saatlerinde en düşük, akşam üzeri ise en yüksek değerlerine ulaşır. Buna göre, dil altından ölçülen vücut ısısının sabah 6' da 37.2 dereceden, akşam üzeri 4' de 37.7 dereceden daha fazla olması ateş yüksekliği veya kısaca ateş olarak tanımlanır.



Dil altından ölçülen vücut ısısı makattan ölçülen ısıdan 0.6 derece daha düşük, koltukaltı ısıdan ise 0.4 derece daha yüksektir. Vücut ısısında mevsimsel farklılıklar olabileceği gibi, gebelik, yemek yeme, endokrin faktörler, yaş ... gibi fizyolojik değişiklikler de bazal vücut ısısını etkilerler.

Antibiyotiklerden önceki devirlerde tanımlanmış olan klasik ateş tiplerinin günümüzde, bazı özel durumlar dışında fazla tanısal değeri yoksa da, gene de ateşin bazı hastalıklar için özellikleri vardır.

SUBFEBRİL ATEŞ

Ateş 38 dereceyi geçmez. Soğuk algınlığı ve sinsi zatürreedeki ateş bu tiptedir.

SÜREKLİ ATEŞ

Ateş sürekli olarak yüksektir, sabah ve akşam ateşleri arasındaki fark 1 dereceden azdır.

ARALIKLI ATEŞ

Ateş aralıklı olarak yüksektir, ama sabah ve akşam ateşleri arasındaki fark artmıştır. Bu fark aşırı ise septik ateş olarak tanımlanır. Aralıklı ateşe, apselerde, lenfomada ve milier tüberkülozda rastlanır.

BACAKLI ATEŞ

Ateş her gün, özellikle sabahları düşer, fakat bu düşüşlerde bile normalin üzerindedir.

TEKRARLAYICI ATEŞ

Ateşli dönemler arasında birkaç gün süren tamamen ateşsiz günler vardır. Tipik örnek sıtma hastalığıdır.

ONDÜLAN ATEŞ

Ateş birkaç gün içinde yavaş yavaş yükselir ve yavaş yavaş düşerek normale gelir. Birkaç gün ateş olmaz, sonra tekrar aynı şekilde yükselir. Bu dalgalanmalar haftalarca sürebilir. Bruselloz için tipiktir.

PEL-EBSTEİN TİPİ ATEŞ

3-10 gün ateşli ve 3-10 gün ateşsiz dönemler vardır. Hodgkin hastalığı ve diğer lenfomalarda görülür.

DÜZENSİZ ATEŞ

Hiçbir ateş tipine benzemeyen, karışık ateş yükselmeleridir. Enfeksiyonlarda ve kanserlerde rastlanır.

TÜBERKÜLOZ ATEŞİ

Tüberküloz genellikle sinsi başlangıçlı ve sinsi seyirli bir hastalıktır. Ateş, başta çok yüksek değildir, ama hastalık ilerledikçe yüksek ateşlere de rastlanabilir. Bu, daha çok akşam üzerileri yükselen bir ateş şeklindedir ve hastayı çok fazla rahatsız etmez. Birçok hastada gece terlemesi de vardır. Öksürük, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı... diğer sık rastlanan belirtilerdir.

GRİP ATEŞİ

Ani olarak, titreme, yüksek ateş, baş ve kas ağrıları, halsizlikle başlar. Ateş ilk gün hızla yükselir, 38-41 derece arasında 2-3 gün sürer ve daha sonra düşmeye başlar. Soğuk algınlığında ise ateş normaldir veya kısa süreli hafif bir ateş de olabilir.

Gripli bir hastada akut tablonun ve ateşin düzelmeyip öksürük, morarma, nefes darlığı gibi belirtilerin de ortaya çıkması ya da akut grip belirtileri geçtikten bir süre sonra ateşin yeniden yükselmesiyle beraber öksürük, balgam, yan ağrısı gibi belirtiler zatürree geliştiğinin işaretleridir.

ZATÜRREE ATEŞİ

Zatürree genellikle, bir üst solunum yolları enfeksiyonunun hemen sonrasında, çok ani olarak şiddetli üşüme ve titreme ile başlar. Bir saat kadar süren bir nöbetin ardından ateş hızla 39-40 dereceye kadar yükselir. Çarpıntı, soluk sayısında artış, kuru öksürük ve çoğu zaman şiddetli yan ağrısı vardır. Uçuk sık rastlanan bir komplikasyondur. Birkaç gün içinde sarı-yeşil renkte iltihaplı balgam ortaya çıkar.

 

Aşırı kıyafet giydirme ateşin daha fazla yükselmesine neden olabileceğinden, çocuklar çok az giydirilmeli, giysiler uyurken daha da azaltılmalı. Terletme yöntemi ile ateş düşürülemeyeceği gibi, daha fazla zarar verebileceği unutulmamalı...

 

Uzmanlar, çocuğun alnına dokunularak hissedilen vücut ısısının güvenilir olmadığını, ateşin mutlaka termometreyle ölçülmesi gerektiğini vurguluyor.

 

ANKARA - Bebeklik ve çocukluk çağında anne ve babaları endişelendiren ateş daha çok enfeksiyonlardan kaynaklanıyor. Çocuklar ilk 6 yaş içinde çok sık viral enfeksiyona bağlı ateşli hastalık geçirebiliyor.


 
  1. Ankara Hastanesi Çocuk Kliniği Şef Yardımcısı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Tıraş, bağışıklık sistemi henüz gelişmemiş 3 yaşın altındaki çocuklarda enfeksiyon hastalıklarının sık görüldüğünü söyledi. Ateşin, vücudun farklı virüs, bakteri ve diğer mikroorganizmaları tanımlama ve onlarla savaşın sonucu olarak ortaya çıktığını ifade edenTıraş, şunları belirtti:
    “Ateş görülme nedenlerinin başında enfeksiyonlar gelir. Çocukların ilk 6 yaş içinde viral enfeksiyona bağlı ateşli hastalık geçirme riskleri fazladır. Ateşten şüphelenildiğinde, çocuğun vücut ısısı mutlaka ölçülmelidir. Alına dokunularak hissedilen vücut ısısı güvenilir olmayıp, elden daha hassas termometreler gerçek vücut ısısını ölçerler.”

    İnsanlar için normal vücut ısısının ortalama 37 derece olarak kabul edildiğini kaydeden Tıraş, çocuğun vücut ısısının makatta 38, kulakta 37.8, koltuk altından ise 37.2 derecenin üzerinde ölçülmesi halinde “ateşli” kabul edildiğini bildirdi.

    ATEŞLE İLGİLİ BİLİNEN YANLIŞLAR
    Tıraş, tedavi konusunda aileler tarafından çok fazla “doğru bilinen yanlış” uygulama yapıldığına işaret ederek, şu uyarılarda bulundu:
    *3 ay ve altındaki tüm bebekler, mutlaka tıbbi açıdan değerlendirilmeli,
    *Susuzluğu engellemek için vücut sıvısı eksik bırakılmamalı,
    *Yüksek ateş, özellikle küçük çocuklarda hızlı su kaybına sebep olarak “dehidratasyon” yaratabilir. Su, çorba, meyve suları verilebilecek iyi seçeneklerdir. Kafein içeren kola ve çay gibi içecekler idrar söktürücü etkisinden dolayı su kaybına sebep olacağından içirilmemelidir,
    *Yemek istemeyen çocuklar zorlanmamalıdır. Çocuk ne yemek istiyorsa kabul edilebilir miktarlarda izin verilmelidir,
    *Okul çağındaki çocukların ateşi 24 saat boyunca izlenmeli, artış olmadığı takdirde okula gönderilmelidir,
    *Alın, şakaklar, koltukaltı, kasıklar ve bacak arkalarına ıslak ve ılık kompres uygulanması ateşi düşürmede oldukça etkili bir yöntemdir. Soğuk su ve alkol, ateşin yükselmesine sebep olabilecek ve titreme yaratacağından kullanılmamalıdır. Uygulanan kompresler sık sık değiştirilmelidir,
    *Aşırı kıyafet giydirme ateşin daha fazla yükselmesine neden olabileceğinden, çocuklar çok az giydirilmeli, giysiler uyurken daha da azaltılmalıdır. Terletme yöntemi ile ateş düşürülemeyeceği gibi, daha fazla zarar verebileceği unutulmamalıdır,
    *38.9 dereceden daha düşük vücut ısısına sahip ateşli çocukların çoğunda eğer genel durum iyi ise ilaç ihtiyacı olmayabilir. 38.9 derecenin üzerinde ateşte ise ateş düşürücüler, çocuğun yaşı ve kilosuna göre verilebilir. Çocuğun yaş ve kilosuna göre önerilen dozu bilinmiyorsa doktora danışılmalıdır,
    *Reye sendromu olarak bilinen ani karaciğer ve beyin hasarı ile seyreden hastalığa neden olduğu için, 12 yaş ve altındaki çocuklarda aspirin, ateş düşürücü olarak önerilmemektedir.

    ATEŞTE ACİL DURUMLAR
    Tıraş, ateşin çocuğun yaşına, mevcut hastalığına ve diğer bulguların varlığına göre değişiklik gösterdiğini belirterek, çocuğun durumuyla ilgili yorum yapmakta zorluk çekildiğinde doktora danışılmasının yararlı olacağını söyledi. Ancak bazı durumlarda hiç vakit kaybetmeden doktorun aranması gerektiğini kaydeden Tıraş, acil durumlarla ilgili de şunlara işaret etti:
    *3 ay veya daha küçük bebeğin ateşi makattan 38 derecenin üzerindeyse,
    *3-6 aylık bebeklerde ateş 38.3 ve üzerindeyse,
    *6 aydan büyük bebeklerde 40 derece ateş ölçülüyorsa,
    *Ateşle beraber ağlama susturulamıyor, ateşin düşmesine rağmen huzursuzluk devam ediyor, sürekli uyuklama hali, bilinç bulanıklığı vesayıklama, ateşle beraber vücutta kızarıklık bulguları varsa,
    *Bebekte susuzluk bulguları (ağlarken gözyaşı olmaması, bıngıldakta çöküklük, dudak ve ağız içi kuruluğu, idrar miktarında azalma gibi) mevcutsa,
    *Daha öncesinde veya ateşli iken havale geçirmişse,
    *72 saatten daha uzun süre ateş devam ediyorsa,
    *Ateşle beraber öksürük, kulak, boğaz veya karın ağrısı, ense sertliği, sık idrara çıkma, idrar renginde değişiklik, kusma, ishal, eklemlerde kızarıklık, eklem hareketlerinde kısıtlılık ve şişme mevcutsa doktor mutlaka aranmalıdır.

Ateşli hastalıklar beyinde hasara neden olabilir

Uzmanlar, kış aylarıyla birlikte artan ateşli hastalıklar konusunda anne-babaları uyarıyor...

İnsan vücudunun çevre ısısındaki değişikliklere bağlı olmadan ısısını ayarlayabildiğini, bunun hormonların etkisi, metabolizma hızının düzenlenmesi, yüzeysel damarlarda daralma ya da genişlemeyle sağlandığını belirten Denizli Devlet Hastanesi Başhekimi Mithat Ekici şunları söyledi:
''Vücuda giren mikroorganizmalara karşı salınan plorojen maddeler, beyindeki ısı ayarlama merkezini uyarır. Bu nedenle vücut ısısında artış görülür. Ateşin yükselmesi, enfeksiyon hastalıklarında vücudun mikroplara karşı direncini sağlar. Ancak bu yükselmenin dengede ve kontrollü olması gerekir. Aksi takdirde ateşin yükselmesi zararlı olabilir. Çocuklarda havale geçirmeler bu yüksek ateşlere bağlı olarak görülür.'' Kaynakwh: Ateşli hastalıklar beyinde hasara neden olabilir

Ateşin en fazla enfeksiyon hastalıklarının seyri sırasında görüldüğünü de vurgulayan Ekici, ateşin 41 derecenin üzerine çıktığı durumlarda, beyin ve diğer organlarda yüksek ısıya bağlı zedelenme olduğunu ifade etti. Kaynakwh: Ateşli hastalıklar beyinde hasara neden olabilir

Başhekim Ekici romatizmal, kanser, sinir ve bazı kan hastalıklarında kullanılan ilaçların da ateşlenmeye neden olabildiğini bildirdi.

Alzheimer Nedir?
Alzheimer (“alzaymır” olarak okunur) hastalığı, zihinsel işlevlerde bozulmaya yol açan, ilerleyici bir beyin hastalığıdır. Bu hastalıkta hafıza, konuşma, yön bulma, insanları tanıma gibi konularda sorunlar yaşanır, günlük işler yerine getirilemez ve davranış bozuklukları görülebilir. Alzheimer hastalığı, halk arasında genel olarak "bunama" diye adlandırılan durumun en sık rastlanan nedenidir.

Düşünce kontrolü, hafıza ve konuşma yetisi gibi bazı fonksiyonların yer aldığı beyin bölümünde, karmaşık mesajları milyonlarca sinir hücresi arasında taşıyan kimyasalların düzeyinin azalması ve sinir hücrelerinin yok olması ile, normal düşünme ve hafıza yetilerinin kaybolduğu, kronik ve ilerleyici bir hastalıktır.

Alzheimer adını, Alman bir doktor olan Dr. Alois Alzheimer’den almıştır. Dr. Alzheimer, olağandışı bir zihinsel hastalık sonucu yaşamını yitiren bir kadının, beyin dokularında birtakım değişiklikler meydana geldiğini farketmiştir ve hastalığı ilk kez teşhis etmiştir.

Alzheimer hastalığı en yaygın olarak görülen demans yani bunama
nedenidir.

Alzheimer Hastalığı Kimlerde Ve Neden Oluşur?
Alzheimer hastalığına, genellikle ileri yaşlarda rastlanır. 40 ve 50'li yaşlarda da görülmekle birlikte, 60 yaşın üzerindeki kişilerde daha fazla ortaya çıkar.Kadınlarda biraz daha fazla rastlanılmasının yanında, her iki cinsiyette de görülebilir. Hastalığın nedeni henüz tam olarak bilinmemekle beraber araştırmalarda ailesinde Alzheimer hastalığı bulunanlarda hastalık oluşma riskinin biraz daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ancak bu; ailesinde Alzheimer hastası bulunan herkesin Alzheimer hastası olacağı anlamına gelmez. Alzheimer hastalığı bulaşıcı değildir.

Alzheimer Hastalığı Ne Sıklıkla Görülmektedir?
Alzheimer hastalığı 65 yaşın üzerindeki her 10-20 kişiden birinde görülürken, 85 yaşın üzerinde neredeyse iki kişiden birinde ortaya çıkmaktadır. Genel olarak yaşlılarda en sık karşılaşılan 4. hastalıktır. Günümüzde yaş ortalamasının yükselmesi nedeniyle çevremizdeki Alzheimer hastalarının sayısı da artmaktadır. Şu anda Türkiye'de yaklaşık 250 bin, tüm dünyada ise 20 milyon Alzheimer hastası olduğu tahmin edilmektedir.

Alzheimer Hastalığına Neler Sebep Olur?
Günümüzde Alzheimer hastalığının sebepleri bilinmemektedir. Ancak, Alzheimer hastalığına sebebiyet vermeyen hususlar bellidir. Alzheimer hastalığı:

• Damar sertleşmesi yüzünden ortaya çıkmaz
• Beynin normalden az ya da fazla kullanılması yüzünden ortaya çıkmaz
• Cinsel yolla bulaşan hastalıklara bağlı değildir
• Enfeksiyon sonucu oluşmaz
• Yaşlılık yüzünden oluşmaz, yaşlanma sürecinin doğal bir parçası değildir
• Alüminyum ya da diğer metallere maruz kalınması yüzünden gelişmez.

Alzheimer Hastalığının Semptomları (Belirtileri ) Nelerdir?
Alzheimer hastalığı her insanı farklı biçimde etkiler. Etkisi büyük ölçüde kişinin hastalıktan önce nasıl olduğu ile ilgilidir, örneğin, kişilik, fiziksel durum ve yaşam biçimi gibi. Alzheimer hastalığının semptomları üç gelişim aşaması şeklinde en iyi akla girebilir: erken dönem , orta dönem ve geç dönem.

Alzheimer hastalığı olan herkes bütün bu semptomları göstermez ve bu semptomlar kişiden kişiye değişir. Bu aşamalar bakımı üstlenenlerin potansiyel problemlerin farkında olmaları ve gelecekte ihtiyaç duyulacak bakım gerekliliklerine hazırlanmaları açısından rehberlik edebilirler. Hiçbir hasta, hastalığın ilerleyişini bir diğer hasta ile aynı şekilde yaşamaz.

Bu semptomların bazıları aşamaların herhangi birinde ortaya çıkabilir, örneğin geç dönemde sıralanmış olan davranış değişiklikleri orta dönemde yaşanabilir. Aynı zamanda bakımı üstlenenler her dönemde kısa, aklı basında dönemler yaşanabileceğinin farkında olmalıdırlar.

Teşhis Neden Önemlidir?
Erken teşhis bakımı üstlenen kişinin hastalıkla başa çıkmak için daha hazırlıklı olması ve nelerle karşılaşacağını önceden bilmesi açısından önemlidir. Teşhis geleceği planlama yolunda atılan ilk adımdır.

Teşhis edebilmek için basit bir test bulunmamaktadır. Alzheimer hastalığının teşhisi, kişinin fiziksel ve mental durumunun muayenesinin yanı sıra, yakın bir akraba ya da arkadaşından kişinin geçmişinin incelenmesiyle konulur. Hafıza kaybına yol açabilecek diğer hastalıkları ya da koşulları dışarıda bırakmak çok önemlidir.

Alzheimer hastalığının teşhisi ancak beynin otopsiyle incelenmesi sonucunda kesinleşebilir.

Erken Dönem
Erken dönem, profesyoneller, akrabalar ve arkadaşlar tarafından genellikle gözden kaçırılır ve yanlış bir şekilde "yaşlılık" ya da yaşlanmanın normal bir parçası gibi adlandırılır. Hastalığın ilk başlangıcı sinsi olduğu için başladığı kesin tarihi belirlemek zordur. Kişi:

• Konuşmayla ilgili zorluk çekebilir
• Önemli hafıza kayıpları -özellikte kısa dönemli- sergileyebilir
• Zamanı şaşırabilir
• Tanıdığı yerlerde kaybolabilir
• Karar vermede güçlükler yaşayabilir
• İnisiyatif ve motivasyon eksikliği gösterebilir
• Depresyon ve sinirlilik belirtileri gösterebilir
• Hobi ve aktivitelerine ilgisini kaybedebilir

Orta Dönem
Hastalık ilerledikçe, problemler daha belirgin ve kısıtlayıcı olmaya başlar. AH olan kişi günlük yaşamında zorluklar çekebilir ve;

• Çok unutkan olabilir- özellikle yakın zamanda yaşanmış olayları ve kişilerin isimlerini hatırlamada
• Kendi basına sorunsuz bir şekilde yaşayamaz hale getir
• Yemek pişiremez, temizlik ya da alışveriş yapamaz
• Son derece bağımlı hale gelebilir
• Giyinme ve kişisel hijyen açısından örneğin; tuvalet, yıkanma gibi yardıma ihtiyaç duyabilir.
• Giderek artan konuşma zorluğu çeker
• Dolaşma zorlukları ve diğer davranışsal anormallikleri gösterir
• Evde ve topluluk içinde kaybolur
• Halüsinasyonlar olabilir

Geç Dönem
Bu, tamamen bağımlılık ve hareketsizlik dönemidir. Hafıza sorunları oldukça ciddidir ve hastalığın fiziksel yanı gittikçe göze çarpar hale gelir.
Kişi;

• Yemek yemede zorluklar yaşayabilir
• Akrabalarını, arkadaşlarını ve alışıldık nesneleri tanımayabilir
• Olayları anlama ve yorumlama güçlüğü çekebilir
• Ev çevresinde yolunu bulamayabilir
• Yürüme zorluğu çekebilir
• Mesane ve bağırsak sorunları yaşayabilir
• Toplum içinde uygun olmayan davranışlar gösterebilir
• Tekerlekli sandalye ya da yatağa bağımlı hale gelebilir.

Alzheimer Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?
Alzheimer hastalığı konusundaki bilgilerimiz gün geçtikçe artmaktadır. Hastalık tam olarak iyileştirilemese de son yıllarda geliştirilen ilaçlarla hastalığın belirtilerini kısmen de olsa gidermek ve hastalığın ilerleyişini yavaşlatmak mümkün olabilmektedir. Hayal görmeler ve davranış bozuklukları da ilaç tedavisiyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilmektedir. Tedaviye mümkün olduğu kadar erken dönemde başlanılması hastalığın ilerleme hızını ve hasta yakınları üzerindeki yükünü azaltırken, hastanın yaşam kalitesini artırmaya da yardımcı olur. Son zamanlarda yapılan çalışmalar gerek tedavi gerekse hastalığın önlenmesinde yeni ufuklar açabilecek gelişmelerin habercisi niteliğindedir.

Alzheimer Hastalığı Hasta Yakınlarına Nasıl Bir Yük Getirir?
Alzheimer hastalığı hem ileri yaşlarda ortaya çıkması hem de ilerleyici bir hastalık olması nedeniyle özenli ve sürekli bakım yapılmasını gerektirir. Zaman içinde hastanın yatağa bağımlı hale gelmesiyle sonuçlanan bu hastalık, ev içindeki düzenin, iş saatlerinin ve sosyal ilişkilerin tekrar ayarlanması gerekebilirliğiyle hasta yakınlarına önemli bir sorumluluk ve bakım yükü getirir. Bu durum, giderek artan gözetim zorunluluğuyla birlikte, hasta yakınları için hem sosyal, hem de ekonomik açıdan çok yıpratıcı olabilir.

Hasta bakımı bedensel ve ruhsal yorgunluğa neden olabilir. Ayrıca, bu hastaların eskisine göre çok değişmiş olmaları, artık sevgi ve ilgiye gerek duymadıkları anlamına gelmez. Bakımı üstlenen kişilere düşen en önemli görev, hastayı sevgi ve ilgiden yoksun bırakmamaktır. İyi bakım, ev içindeki huzurun korunmasını, tehlikelerin önüne geçilmesini ve hastanın ruh sağlığının korunmasını sağlayacaktır. Bu nedenle, Alzheimer hastasına yardımcı olmak, sabırlı, bilgili ve anlayışlı olmayı şart kılar. Alzheimer hastalığı ile mücadele etmenin en iyi yöntemi, hastalığı tanımak ve birlikte yaşamayı öğrenmektir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !